Aldatma Ve Adrenalin Üzerine / Mermaid

Merhaba ben Mermaid, İstanbul'dan yazıyorum, 33 yaşında,
ekonomist ve aldatmaya karşı olan kadınlardan biriyim.
Şimdilik rumuzla yazmak istiyorum kabul edin lütfen.
Size ilk defa yazıyorum. Keşfedeli de az bir zaman oldu. Ancak
bağımlınız oldum diyebilirim. İyi bir yazar olduğum asla
değilim, sadece hissettiklerimi yazdım. İlk yazım ve ilk
denemem. O yüzden beni mazur görün. Bu yazı Demir Gönül'ün
Erkek Gözüyle bölümünde yazdıklarına bir anlamda
cevaptır. O'nun için üzüldüğümü belirtmek istiyorum ve
adrenalin gerçekten tutkuysa bazı sporlar önerebilirim ona.
Böylece gerçek adrenalini tatmış olur ve aldatmaktan
vazgeçer.
Günümüzde birçok insan şu veya bu şekilde aldatılarak
yaşıyor. Buna göz mü yummalı? Hayır, asla değil. Peki bu
yüzden kişiliklerimizle mi oynamalıyız? Hayır cevap bu da
değil. Yaşadıklarımızın geleceğimizi nasıl
şekillendireceği tamamen bizim elimizdedir. Yaşam tekelimizde
değil,ve isteyerek seçmiyoruz hayatı. Anne ve babalarımızın
isteği yada kazalar bizi yaşama taşıyor. İşte hikaye de
böylece başlıyor. Dünyaya gelen minik bebek bazıları için
yaşama sevinci iken bazı ailelerde sıkıntı yaratabiliyor. Ne
olursa olsun bizi şekillendiren her şey, daha adımlarımızı
güçlükle attığımız ilk yıllara dayanıyor.
Çocuk tıpkı bir bilgisayar gibi her şeyi hafızasına
kaydederek, gün ışığına çıkaracağı anı büyük bir
sabırla bekler. Yaşanan her şey,duyulan her söz, tanık
olunan her kavga, gördüğü davranış tarzları O'nun
ilerideki yaşamında rehberlik ediyor.
Bütün bunları neden mi yazıyorum? Psikolog değilim, ben
sadece bir ekonomistim ama Demir'in aldatma ile ilgili
yazdıkları ( Sayın editörüm öncesi, sonrası ne varsa
okuyarak yazıyorum) beni dehşete düşürdü. O'nun için
üzüldüm. Bunun zevk verdiğini yazsa da satır aralarında
maskesi maalesef düşüyor.
Sevgi ve aşk hayatımızın vazgeçilmez unsurlarıdır. Her
ikisi de olmazsa eğer ne anlamı kalır ki? Birtakım değerleri
unutursak, en önemlisi sevebilmeyi unutursak sadece rol yapmış
olmaz mıyız? Herkes çekilip de kendimizle baş başa
kaldığımızda yalanlar ve aldatmacaların olmadığı o anda
dürüst olabilir miyiz?
Sadece Demir değil; onun gibi binlerce insan var, o bunları
anlatacak kadar cesur yalnızca. Bir nevi günah çıkarma
seremonisi onun için. Aldatan insanları hep düşünürüm.
Nasıl bir oyundur bu? Biten sevgiler olduğu yerde neden
bırakılmaz ve neden erkekler için bu kadar çekicidir. ( Aynı
zamanda kadınlar için)
Genelde aldatılan insanlar başvuruyor yalana. İstatistikler
gösteriyor ki bu eylem tamamen bir öç alma duygusundan
kaynaklanıyor. Aldatan kadınsa; erkek diğer kadınlar
aracılığıyla karısı yada sevgilisinden intikam alıyor.
Fakat bir süre sonra bu oyun gerçeğin ta kendisi haline
geliyor, gizem ve tehlike kişiyi sürekliliğe itiyor. Ancak
uzmanlar kişilik üzerindeki yansımalar ve bozulmalara da
dikkat çekiyor. Güvenememe, septik kişilik yerleşimi gibi
ögeler mutsuzluğun başlangıcı olabiliyor.
Yaşam hepimiz için iyi yada kötü bir sürü sürpriz
hazırlar. Önemli olan karşımıza çıkan engellerle mücadele
edebilmektir. Pozitif düşüncelerle, pozitif olayları
yakalayabilmek,yaşadıklarımızdan ders alabilmektir.
Yanlış seçimler; her dönemde yakamıza yapışıp kalan
unsurlardır. Peki onları neden kazanca dönüştürmeyi
denemeyiz ki. Oturup ağlamak ve acı çekmek en sevdiğimiz
iştir. Sanırım toplum olarak genel davranış şeklimiz bu
bizim. Değiştirmek yada düzeltmek adına bir şey yapmayıp;
acılarımıza başkalarını da ortak ederiz hatta bu yolla
dostluklar kurarız. Yanlışı yanlışla karşılayarak örnek
oluruz ve akıl vermeye başlarız. Çanlar da burada çalmaya
başlar. Çünkü bunu öylesine ballandırırız ki ''vay be,
helal olsun'' sesleri yükselmeye başlar. Sırt sıvazlamalar,
aferinlerle desteklenir de destekleniriz.
Peki ya yanlış seçimler hayatımızın vazgeçilmez unsurları
haline geliyorsa; işte o zaman kendinizi eleştirmeye
başlamalıyız. Hele de artık ilişkilerimizi satın
alıyorsak; göz boyamaya başladıysak problemin farkına varıp
çözüme gidebilmeliyiz. Bir şeyler yapmanın vakti geldiğini
kabul etmeliyiz. İşte bu cesaret ister. Yaşadıklarımızı
kabullenmek ve onlardan ders çıkarmak yürek ister.
Yitirdiğimiz geçmişe doğru yapılan yolculuklar, geleceğin
kapılarını aralar. Acılarla yüzleşmek, kendimize meydan
okumak, en zoru da budur.
Dünyanın her yerinde binlerce insan inanılmaz acılar
çekiyor, herkesin bir öyküsü var. Peki kendimizden kaçarak
nereye kadar gidebiliriz. Her gün dürüstlük üzerine nutuklar
atarken, kendimize neden yalan söyleriz.
Yaşam kısa dostlar ve lütfen O'nu yalanlarla kirletmeyelim.
Birbirimize vereceğimiz en güzel hediye dostluğumuzdur,
sevgidir. Arabalar, mücevherler değil. İhtiyaç olduğunda
uzatılacak bir omuz, göz yaşlarımızı silecek şefkatli bir
el, her şeyden önemlisi birlikte gülümseyebilecek yüzler.
Anahtar kelime sanırım paylaşabilmek, yaşamı acısıyla
tatlısıyla birlikte karşılamak.